
BASIN DUYURUSU
RİZE FINDIKLI DERELERİ YATAKLARINDAN AKACAK
TÜM KAMUOYUNA SAYGI İLE DUYURULUR
Abuçağlayan ve Arılı Dereleri’nin sularını kullanma hakkı Fındıklılardan şirkete geçti…
Rize’nin Fındıklı İlçesinden denize dökülen Abuçağlayan Deresi üzerinde yapılması planlanan 40MW kurulu güçteki Paşalar regülatörü ve HES (Hidroelektrik Santrali) için DSİ ile Ayen Enerji A.Ş arasında su kullanım hakkı anlaşması yapılmış ve Abu Çağlayan’ın sularını kullanma hakkı 49 yıllığına söz konusu şirkete verilmiş, peşi sıra EPDK tarafından da söz konusu yatırımcıya elektrik üretim lisansı verilmiştir.
Süreç hep yatırımcı lehine gelişmiştir.
Bilindiği üzere tüm Türkiye’de hidroelektrik santrallerine karşı ilk karşı çıkış yine Doğu Karadeniz’de Fırtına Vadisi’nde olmuştu. Fırtına Vadisi 6 yıl süren bir mücadeleden sonra ve 2004 yılında neticelenen yargı kararları ile büyük bir doğa tahribatından kurtulmayı başarabilmişti.
2004 yılından sonra ise elektrik üretim faaliyeti doğrudan doğruya özel kesime açılmış, buna paralel olarak yüzlerce yatırımcı adeta Doğu Karadeniz’e hücum etmiştir. Bunun neticesi olarak hemen her vadide, her vadiyi oluşturan irili ufaklı dereler üzerinde kurulu gücüne bakılmaksızın binlerce proje üretilmiş, yüzlercesi için DSİ’ye ve EPDK’ya başvuruda bulunulmuştur.
2000’li yılından bu yana değiştirilen ya da yenilenen mevzuatlarla yetkileri elinden alınmış olan DSİ gelen başvuruları çeşitli kriterlere göre değerlendiren, uygunsa su kullanım hakkı anlaşması yapmakla yetkili kılınan bir kuruma dönüştürülmüş, su kullanım hakkı anlaşması yapan yatırımcıya ise elektrik üretim lisansı vermek üzere düzenleyici bir işlevi olan EPDK devreye sokulmuştur.
Bu arada 1993 yılından bu yana Çevresel Etki Yönetmeliği 4 defa tamamen değiştirilmiş, son hali ile de ÇED Raporları; ilgili bakanlıkça tayin edilen formata uygun hazırlandığında ve bir mucize olmadığında hakkında ÇED olumlu kararı verileceği nerede ise kesin olan bürokratik bir sürecin parçası haline getirilmiştir.
Değiştirilen tüm süreç incelendiğinde ise şeklen belli edilmiş bir sürecin sonunda yine şeklen istenen teorik ve istatistik bilgilerden oluşan raporların DSİ, EPDK ve Çevre ve Orman Bakanlığı’na sunulması; söz konusu kurumların da kendilerine sunulan raporları/projeleri şekle uygun olup olmadığı yönünden incelenmesi ve eğer şekle uygunsa gelen raporların/projelerin tasdiki düzenlenmiştir. Gelinen noktada artık projeler bile birbirinin kopyası olarak hazırlanmaya başlanmış, HES tüccarları üremiş,EPDK’dan elektrik üretim iznini alan küçük büyük esnaflar ,milyon dolarla projelerini pazarlama yarışına katılmıştır.
Bir kamu hizmeti olan elektrik üretme işinde devlet böylece kendisini tüm sürecin dışına atmıştır.
Bunun neticesinde elektrik piyasasında faaliyet gösterenlerin ya da göstermeyi isteyenlerin her türlü çevresel kaygıdan uzak diledikleri gibi proje oluşturmalarının yolu açılmıştır.
Akarsuların özelleştirilmesi demek olan su kullanım hakkının yasalaşması ile yatımcılar adeta birbiri ile yarışarak kısa süre de Tüm Türkiye’de hemen her dere üzerinde bir birine ardışık birden fazla santral Hes projesi hazırlamış, söz konusu kurumlara sunulmuş, her bir proje ise diğerinden bağımsız olarak değerlendirildiğinden aynı dere üzerinde kurulu gücü birbirinden değişik ama birinin bittiği yerde diğerinin başladığı dolayısı ile birinden çıkan su diğeri için yeniden tünellere, kanallara alınarak ve bu şekilde dereyi yatağından akıtmayan çok sayıda santral projesinin hukuken hayat bulması sağlanmıştır.
Söz konusu santral projeleri hemen her vadiyi tanınmaz hale getirecektir…
Söz konusu hidroelektrik projeleri nedeni ile Doğu Karadeniz’in vadileri, dereleri, bakir ormanları, neticede hiç bir bozulmaya maruz kalmamış emsalsiz bir ekosistemi, açıklanan böyle bir yönetsel düzlemde her bir damla suyu para olarak gören, sudan para kazanma hevesli yüzlerce yatırımcının adeta insafına terk edilmiştir. Diğer yandan her bir proje, mümkün olan en ucuz yöntemle inşa edilmek istendiğinden denetimsiz, sahipsiz kalmış güzelim vadilerde, yaylalarda, kıyılarda hiçbir çevresel kaygı taşınmadan inşaat faaliyetlerine başlanmıştır. Yöre halkı ise dağlarının yarılmasına, yeni dağlar oluşturan atık depolama alanlarına, taş ocaklarına, dere yataklarından denetimsiz kum mıcır çekilmesine, ormanlarının fütursuzca katledilmesine, derelerinin, dere yataklarının yok edilmesine, balıklarının ölmesine, netice de her bir projeden dolayı oluşabilecek azami çevresel tahribatın tümüne tanık olmuştur, olmaktadır. Yöre insanının önünde tek seçenek olarak söz konusu projelere karşı süresiz ve sürekli mücadele etmek kalmıştır. Söz konusu projeler nedeni ile yöre insanları ile devlet sayısız kere mahkemelik olmuştur.
Karadeniz de son dönemde gündeme getirilen projelerin tümü çevresel açıdan sabıkalı olarak hem yöre halkının, hem tüm Türkiye’nin hafızasına kazınmıştır. En son Karadeniz Otoyolu vicdanı olan herkesin yüreğini sızlatmış, söz konusu otoyol için vadilerin iç kesimlerinde açılan taş ocakları ise kıyılardan sonra güzelim vadileri de parçalamış, iş bittikten sonra ise öylece her türlü riski ile kaderine ve vadilere bir yük olarak kendi haline terk edilmiş, en son ise yüzlerce proje ile sıra derelerin yok edilmesine gelmiş, gerek idarenin gerek yatırımcıların sözde çevresel önlem alınacağı taahhütlerine de artık kimsenin inancı kalmamıştır.
Santral projeleri hemen her derede mevcut olduğundan ve hemen tüm derelerde de adeta birbirinin kopyası projeler yapılmış olduğundan ve bu projelerde genel adı nehir tipi hidroelektrik santraller olan Hes’ler projelendirildiğinden hemen tüm vadilerde de birbirine benzer çevresel neticeler beklenmektedir. Söz konusu santrallerin çevresel neticeleri ise bu günden Çayeli İlçesinden denize dökülen Senoz Deresi’ni oluşturan Çataldere ve İkizce Derelerinde yürütülen iki ayrı santral çalışmasında şimdiden görülmeye de başlanmıştır. Fanatik bir santral savunucusu olan eski Başbakan Mesut Yılmaz’ı bile çileden çıkartıp, buraya bu santral yapılmamalı dedirten örnek çalışmalar(!) bu vadide yürütülen çalışmalardır.
İşte tüm Doğu Karadeniz, denizlerini kaybettikten, yaylalarını betonlaştırdıktan, hemen her eve taşıt yolu inşa ettirdikten sonra en nihayet geriye ne kaldı ise onu korumanın gerekliliğine ve kararlığına varmıştır.
Bu kararlılığın Fırtına vadisi’nden, İkizdere’den, Hemşin’den sonra sırası gelen Fındıklı Abuçağlayan Vadisinde nasıl gösterileceğine ise tüm kamuoyu tanık olacaktır. Paşalar Regülatörü ve Hes adlı santral hakkında yöre insanının 2007 Ağustos ayında verdiği karar kesindir.
A bu Çağlayan Deresi yatağından a k a c a k….
Abuçağlayan yatağından akmazsa ne olacak.
—Abuçağlayan Deresi üzerinde 1750 metre kotlarından başlayıp 181 metre kotları arasında 8 adet hidroelektrik santral projelendirilmiş olup yatırımcısı lehine su kullanım hakkı verilen Paşalar Regülatörü ve Hes nedeni ile Abu çağlayan Deresi 887 metre kotundan itibaren 5900 metre boyunca tünellere alınmış olacaktır.
—Abuçağlayan Deresi, Fırtına Deresi gibi bölgede Bern Uluslararası Sözleşmesi ile koruma altına alınan Deniz Alası balıklarının giriş yaptığı birkaç dereden biridir.
—Abuçağlayan Deresinin sularının kesilmesi halinde türünü devam ettirmeyecek olan Deniz Alası Balığı’nın dünyada birkaç tane olan yaşam alanlarından biri ortadan kalkmış olacaktır.
—Abuçağlayan Vadisi’nin son yıllarda fark edilen ekolojik ve kültürel turizm potansiyeli daha yeni başlamışken sona erecektir.
—Abuçağlayan Vadisinde alivyonal ormanlar yok edilmiş olacaktır.
—Abuçağlayan Vadisinde Doğal Yaşlı ormanlar açılacak yollar nedeni ile çok ciddi tahribata uğrayacaktır.
—Santral nedeni ile dik yamaçlarda çok sayıda yeni yollar açılacak olup, doğal bütünlük bozulacağı gibi, çok sayıda heyelana neden olunacak, yine inşa süresince malzeme temini için taş ocakları açılacak, vadi tanınmaz hale gelecektir.
—Yapılacak çalışmalardan dolayı binlerce ağaç kesilecek, endemik türdeki bitki örtüsü kazınacak, vadi tanınmaz hale gelecektir.
—Abuçağlayan Deresi yatağından akmayacaktır.
—Diğer projelerin de ardı sıra devreye girmesi ile Abuçağlayan Deresi ve vadisi tanınmaz hale gelecektir.
Buna karşılık İkizdereden, Çayeliden, Çamlıhemşinden, Hemşinden, Arhaviden, Hopadan, Artvinden; adam gibi kadınlar, çocuklar ve erkekler kararlarını vermişlerdir ve yüksek sesle haykırmaya da başlamışlardır…
…A bu Çağlayan yatağından a - k - a - c - a - k….
Bu doğrultuda Rize Fındıklı halkı haklı mücadelesini bir defa daha kamuoyu ile paylaşmak amacı ile bir dizi etkinlik düzenlemektedir. Rize Çamlıhemşin Fırtına Vadisinde yaşanan halk mücadelesini çarpıcı bir şekilde gözler önüne seren Remzi Kazmaz’ın yönetmenliğindeki “VATANDAŞ MUSTAFA” filmi 27 Şubat 15:30’da Fındıklı’da gösterilecek. Film gösteriminin hemen arkasından da “Fındıklı Derelerini Koruma Mücadelesi” isimli bir panel düzenlenecektir. Bu panele Prof Dr Cengiz Eruzun, Fındıklı mücadelesi avukatlarından Av. Yakup Okumuşoğlu, “Vatandaş Mustafa” filminin esin kaynağı Fırtına Vadisinden Mustafa Orhan ve filmin yönetmeni Remzi Kazmaz katılacaktır. 28 Şubat günü saat 12:30’da ise Fındıklı Merkezde çok geniş katılımlı bir “DERELERİMİZİ KORUYALIM” mitingi düzenlenecektir.
Yönetmenliğini Remzi Kazmaz’ın yaptığı Vatandaş Mustafa filmi Fındıklı toplantıları öncesinde Doğu Karadeniz’in birçok il ve ilçesinde gösterilecek ve her gösterimden sonra sohbet toplantıları da düzenlenecektir. Film Fırtına Vadisi üzerinde kurulması düşünülen Hidroelektrik santrale karşı mücadele eden köylülerin ve avukatların Hukuk mücadelesini anlatmaktadır. Filmin gösterim zamanları ve yerleri şu şekildedir:
YER TARİH SAAT
Artvin Vizyon Sineması 23.02.2008 15:00
Hopa Belediye Kültür Merkezi 24.02.2008 14:00
Kemalpaşa Belediye Düğün Salonu 24.02.2008 18:00
Pazar Sine Klas Sineması 25.02.2008 19:00
Ardeşen 26.02.2008 -------
Fındıklı Öğretmen Evi Salonu 27.02.2008 15:30
Tüm kamuoyuna saygı ile duyurulur.
FINDIKLI DERELERİNİ KORUMA PLATFORMU ADINA
Av. Yakup Şekip Okumuşoğlu, Av. Yönetmen Remzi Kazmaz